Cumartesi, Ocak 07, 2006

Neden Blog?

Aslı'nın Günlüğü'nde beğenerek okuduğum "neden blog yazıyoruz" konulu yazıdan sonra ben de düşündüm. Bir blog sahibi olmaya nasıl karar verdim, insanlar blogları neden okuyor?

Ben kendi adıma söyleyeyim, hergün konuştuğum konuları yazıya dökmek, bunları daha fazla insanla paylaşmak istedim. Yazıları okuyanların da olumlu/olumsuz görüşlerini öğrenip geri dönüşleri almayı amaçladım. Benim gibi düşünen başka kişilerin varlığı ile mutlu olurken, karşıt görüşleri de saygı ile karşılayıp, olaylara farklı pencerelerden bakabilme yetisi edinmeye çabaladım.

Blogları neden okuyorum? Daha samimi, daha içten ve beklentisiz bulduğum için. Bazı yazılarda kendimi gördüğüm için.

Günlük gazetelerdeki herşeyi bildiğini düşünen, ülkeyi yönetmeye çalışan, bunu yaparken de kendilerini ve ait oldukları çıkar gruplarını kollayan köşe yazarlarından çok sıkıldım. Gazeteleri şirket gibi yöneten, dünyaya bağlı bulundukları holdinglerin penceresinden bakan genel yayın yönetmenlerini, halktan kopuk yaşayan, gittikleri yurtdışı promosyon gezilerini ballandıra ballandıra anlatan, akşama hangi mankenle hangi filmin galasına gideceklerini yazan köşe yazarlarını artık okumak istemiyorum.

Tabii ki kendileri istediklerini yazmakta serbest, ama bunlar artık benim ilgimi çekmiyor. İstanbul'da iki kişi hapşursa olay oluyor, Anadolu'nun başka bir yerinde kıyamet kopsa o kadar sansasyon yaratmıyor. Sanki İstanbul dünyanın merkezi, yaşam sadece burada sürüyor, ülke nüfusunun 6/7'si ise kimseyi o kadar ilgilendirmiyor.

Alışveriş eki diye en ucuzunun fiyatının neredeyse asgari ücret kadar olduğu ürünlerin yeraldığı reklam gazeteleri veriliyor, magazin diye belki bin, en fazla iki bin kişinin ne yapıp ne ettiği, nerede ne yiyip içtiği anlatılıyor. İnsan Kaynakları eklerinde ise başarılı iş kadınları, genç girişimcilerden söz ediliyor. Bu başarılı insanların soyadları ve şirketlerin ünvanlarına baktığınızda %80'inin aynı olduğunu görüyorsunuz. Yani babalarının şirketi. Ben kendimi kandırılmış hissediyorum. Televizyonlardan ise hiç bahsetmiyorum. Durum ortada.

Bu yazıyı hasbelkader medya büyüklerinden biri okusa en ağır şekilde haddimi bildireceğinden şüphem yok. Ama ne yapabilirim, düşüncem bu. Artık medyadan sıkıldım ve güvenmiyorum. Bu arada gece gündüz haber peşinde koşan, sosyal güvencesi olmadan çalışan muhabirleri, basın emekçilerini, anlattığım gruba girmeyen köşe yazarlarını tenzih ederim. Ne yazık ki medyanın ağırlıklı görünümü bu ve onlar azınlıktalar.

Dünya tarihinde sanayi devriminden sonra en büyük kırılma teknoloji devrimi ile gerçekleşiyor ve internet en önemli kilometre taşlarından biri. Şimdiye kadar insanlar belli grupların elindeki yazılı ve görsel basın (medya) ile yönlendirilirken, bugün internet sayesinde her site, her blog başlı başına bir gazete/televizyon işlevi görüyor. Bu sitelerin/blogların kontrolü çok kolay değil. Bu ise aslında toplumlarda demokrasi, çoğulculuk ve çok sesliliğin yayılması için önemli bir adım. İnsanlar pişirilen fiks menü yemeği yemektense kendileri yemek pişiriyor ve pişirilen farklı yemeklerden istediklerini yiyor.

Son söz olarak; ben blogumda içimi dökmeye ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Sizler de ne olur yazmaya devam edin. Bir yazarın dediği gibi, tarihi kişiler oluşturur, her yaşam başlı başına bir tarihtir. Bizler aslında başta kendi tarihimiz olmak üzere bloglarımızda tarih yazıyoruz.